18 Ağustos 2026 - Salı

SAMİMİYETİN İFLASI

Samimiyetin İflası ve Hakikatin Yeni Çıkmazı...

Yazar - KARAGEÇİLİ İBRAHİM YILDIZ
Okuma Süresi: 4 dk.
359 okunma
KARAGEÇİLİ İBRAHİM YILDIZ

KARAGEÇİLİ İBRAHİM YILDIZ

mykaragecili@gmail.com - +90 542 785 60 00
Google News
SAMİMİYETİN İFLASI Samimiyetin İflası ve Hakikatin Yeni Çıkmazı... ​Son zamanlarda en çok duyduğum kelime "samimiyet". Herkes samimiyet arıyor. Herkes samimiyetten şikayet ediyor. Siyasetçi samimiyetten bahsediyor, akademisyen samimiyetten bahsediyor, sosyal medyadaki fenomen samimiyetten bahsediyor. İyi de kardeşim, bu kadar çok aranan bir şey nasıl bu kadar az bulunur hale geldi? Adını doğru koyalım. Bizde samimiyet felci var. Bakın mesele Francis Fukuyama "Güven: Sosyal Erdemler ve Refahın Yaratılması" adlı kitabında toplumsal güven, sosyal sermaye ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiye odaklanır. Francish Fukuyama'ya göre güven, sadece ahlaki bir değer değil, ekonomik verimliliği ve toplumsal düzeni doğrudan etkileyen kritik bir unsurdur. Güven yoksa geriye ne kalır? Vitrin kalır. Sahte gülüşler kalır. Biz ne yaptık? Samimiyetin, hukukun, kuralın yerine "benden olsun da çamurdan olsun" mantığını koyduğumuza dair çok ciddi bir algı oluştu. Bunu ben söylemiyorum, sokağın söylediğini söylüyorum. Meritokrasi dediğimiz şey neydi? Hak edenin hak ettiği yere gelmesi. Peki şimdi ne konuşuluyor kamuoyunda? Liyakatin zayıfladığına, atama ve yükselme süreçlerinde nesnel kriterlerin daha görünür olması gerektiğine dair bir tartışma var. Bu tartışma haksız mı? Bence de değil. Liyakat algısı zayıfladığında ne olur? Sadakat beklentisi liyakatin önüne geçer diye bir kavram var literatürde. İşte o başlar. Ve o başladığında samimiyet de sadece bir pazarlama stratejisine dönüşür. Kusura bakmayın ama öyle. Açık konuşalım. Kamuda, akademide, iş dünyasında verimsizlikten şikayet ediyoruz ya, hep aynı yere çıkıyoruz. Kural kağıt üzerinde var. Mükemmel yazılmış. Uygulamaya gelince ne oluyor? Herkesin bir tanıdığı varmış gibi bir algı oluşuyor. Bu algı tek başına bile kurumu çökertmeye yeter. Akademiye bakalım. En sevdiğim yer. Bilim üretmesi gereken yer. Ne konuşuluyor? Uluslararası literatürde bile var, "citation cartel" diye bir kavram. Yani atıf sayılarını stratejik olarak şişirmeye yönelik gruplaşma iddiaları. Türkiye'de de bazı gözlemciler, bazı akademik çevrelerde yayınların okunmak için değil de puan için yazıldığına dair iddialar dile getiriyor. Ben demiyorum, iddia var diyorum. Eğer böyle bir iddia varsa orada bilimsel etik standartlarını daha da güçlendirmemiz gerekmiyor mu? Bir de kültürel mesele var. Bu topraklar Ahmet Arif'in "Terketmedi sevdan beni" diye haykırdığı yer. Nazım Hikmet'in, Orhan Veli'nin fildişi kuleden değil, doğrudan halkın içinden yazdığı yer. Onların mirası neydi? Sahicilik. Şimdi bakın etrafınıza. Sosyal medyada, köşe başlarında, ekranlarda sahiciliğin kırıntısı kaldı mı? Toplumsal acıların bile performans malzemesi haline getirildiğine dair bir eleştiri var. Acı bile etkileşim aracı olmuşsa, orada durup düşünmek lazım. Bir ülkeyi ayakta tutan şey adalet ve liyakat duygusudur. Eğer adalet ve liyakat mekanizmalarının etkinliğine dair kamuoyunda ciddi tartışmalar varsa, orada toplumsal barıştan bahsetmek zorlaşır. Bu benim değil, sosyolojinin söylediği. Peki çözüm ne? Çözüm çok net aslında. Ama cesaret istiyor. Akraba, eş, dost, tanıdık referansıyla değil, objektif ve denetlenebilir kriterlerle yönetme alışkanlığını geri getirmemiz gerekiyor. Rasyonel kural, nesnel ölçme, mutlak şeffaflık. Başka yolu yok. Eğriye eğri, doğruya doğru diyeceğiz. Sahte alkışlarla değil, her yerde ve her kurumda samimiyeti ve hakikati savunarak bir şey inşa edeceğiz. Yoksa birbirini ikna etmeye çalışan, en sonunda da kendi kendini tüketen bir kalabalığa dönüşürüz. Benden söylemesi... Kalın sağlıcakla... KARAGEÇİLİ İbrahim YILDIZ
#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.