23 Ağustos 2026 - Pazar
Z KUŞAĞININ BÜYÜK ÇELİŞKİSİ
HER ŞEYİ DEĞİŞTİRMEK İSTEYEN AMA SABAH ALARMINI BİLE ERTELEYENLER
Yazar - KARAGEÇİLİ İBRAHİM YILDIZ
Okuma Süresi: 6 dk.
70 okunma

KARAGEÇİLİ İBRAHİM YILDIZ
mykaragecili@gmail.com - +90 542 785 60 00
Z KUŞAĞININ BÜYÜK ÇELİŞKİSİ
HER ŞEYİ DEĞİŞTİRMEK İSTEYEN AMA SABAH ALARMINI BİLE ERTELEYENLER
Bugün genç hanımefendilerin de yer aldığı karma bir arkadaş ortamında oturup sohbet etme imkânım oldu. Cümlelerin arkasına saklanmış örtülü kırgınlıkları, ağızdan çıkan her kelimeye sinmiş o yoğun isyanı ve derin pişmanlık duygusunu dinlerken bir kez daha idrak ettim: Karşımızda sürekli bir şeylerden şikâyet eden, köklü bir değişim isteyen ama bu değişimin yükünü taşımaya yanaşmayan koca bir nesil duruyor.
Sorun Z kuşağının değişimi istemesinde değil; sorun değişimin nasıl olacağını zerre kadar düşünmemelerinde!
Herakleitos binlerce yıl önce "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" demiş. Doğru. Ama antik filozofun oradaki asıl imasını kaçırıyorsunuz: Değişim dediğin şey bir süreçtir, bir anlık şimşek değildir. Bizim Z kuşağı ise değişimi bir Instagram filtresi zannediyor. Bir tuşa basayım, filtreyi uygulayayım ve pufff... Her şey bir anda güzelleşsin!
Bakın dünyadan verilere ve gerçeklere...
Geçen yıl Amerika’da 50 milyona yakın insan işi gücü bıraktı. Adına da fiyakalı bir isim taktılar: Great Resignation, yani Büyük İstifa! Başı da kim çekti? Tabii ki Z kuşağı. Gerekçe: "Ben anlamlı iş arıyorum, tükenmiş hissediyorum, patronum bana yetmiyor." Şahane! Peki sonra ne oldu? Aynı kuşak altı ay geçmeden bu sefer LinkedIn’de "İş bulamıyorum, hayat çok pahalı, ev kiraları belimizi büktü" diye ağlamaya başladı. Değişimi istediler ama ay sonunda o kiranın bir şekilde ödenmesi gerektiği gerçeğini unuttular.
Avrupa’ya bakıyorsunuz, durum daha da akılalmaz. Fransa’da, Almanya’da iklim krizine dikkat çekmek için müzelere dalarak 500 yıllık Mona Lisa’ya, van Gogh tablolarına çorba fırlatan çocuklar var. Yönteme bakar mısınız? Sanat eserine saldıran ama eylem bittiğinde kendi yarattığı plastik çöpü bile yerden toplamaktan aciz bir anlayış. Sosyal medyada tık alacağız diye yapılan bu şova aktivizm denmez, olsa olsa gösteriş budalalığı denir!
Sosyolog Zygmunt Bauman boşuna "Akışkan Modernite" demiyor. Her şey akışkan: İş akışkan, ilişki akışkan, inanç akışkan... Z kuşağı için dünyadaki her şey akışkan da bir tek kendi konfor alanları katı! Aman ona kimse dokunmasın.
Gelelim bizim memlekete... Türkiye’deki tablo çok daha net ve bir o kadar da trajikomik. Bugün dinlediğim o isyankâr seslerde de aynı çelişki vardı.
Bizim gençler plazaları, kurumsal hayatı yerden yere vuruyor. "Sistem kölesi olmayacağız" diyorlar. Eyvallah, kim köle olmak ister? Haklılar. Ama plaza hayatını eleştiren aynı genç, sabah 11’e kadar uyuyup, öğleden sonra üç saatlik bir freelance işle ayda 100 bin lira kazanma hayali kuruyor. Çalışma kültürünü değiştirelim, eyvallah... Ama çalışmadan, emek harcamadan da para kazanılmıyor be kardeşim!
Bir başka örnek: Aile, evlilik, geleneksel bağlar... "Bu eski kurumlar bizi boğuyor, özgürlüğümüzü kısıtlıyor" diyorlar. Tamam, değiştirelim. Peki yerine ne koyuyorsunuz? Cevap yok! İlişki başlıyor, üç hafta sonra sıkılınca hop "ghosting". Yani arkasına bakmadan tek tıkla engelleyip kaçmak. Eskiden ayrılmak için bile bir medeni cesaret, iki satır kelam gerekirdi. Şimdi değişim dediğin şey bir tuşla insan silmek olmuş. Sonra da omasada oturup kaçırılmış fırsatların, yarım kalmış bağların pişmanlığıyla isyan ediyorlar.
Alman düşünür Erich Fromm yıllar önce tam da bu kaçışı teşhis etmişti: "Modern insan, özgürlüğün getirdiği sorumluluktan kaçıyor."
İşte bütün mesele bu! Özgürlük güzel, değişim şahane ama arkasında sorumluluk yoksa, o eylemin adı özgürlük değil, şımarıklıktır.
En komiği de şu Anti-Kapitalizm meselesi. Alayına sorarsanız hepsi sistem karşıtı. Büyük markaları boykot ediyorlar, küresel sermayeye lanet okuyorlar. Sonra ne yapıyorlar? O lanet okudukları markanın altı taksitli yeni model telefonunu alabilmek için gece yarısı mağaza önlerinde kuyruğa giriyorlar. Sistem değişsin ama benim iPhone’um en yenisi olsun!
Bakın, ben bu kuşağı gerçekten çok önemsiyorum. Bireysel hak ve özgürlüklerine sahip çıkma bilincini, deprem zamanı gösterdikleri o muazzam dayanışmayı, kadın cinayetlerinde çıkardıkları o cesur sesi çok takdir ediyorum. Bu ülkenin geleceği kesinlikle onlar. Zekalarına da vicdanlarına da diyecek yok.
Ama bir abileri olarak yüzlerine söylemek zorundayım: Değişim, story atmakla ya da sohbet masalarında pişmanlık tazelemekle olmuyor. Değişim, o konfor alanından bizzat çıkıp sorumluluk almakla oluyor.
Konfüçyüs’ün o zamansız sözüyle bitirelim: "Dünyayı değiştirmek isteyen, önce kendini değiştirsin."
Siz dünyayı baştan aşağı değiştirmek istiyorsunuz, harika...
Önce yarın sabah alarmı ertelemeden saatinde kalkmayı deneyin mesela. İnanın, o da çok büyük bir değişimdir.
Yorumlar (0)