24 Ağustos 2026 - Pazartesi
BİR GÜN 800 BİN LİRA BİR GÜN LİNÇ KARDEŞLİĞİMİZ NEREDE?
Merhaba kıymetli okuyucularım,
Yazar - BURHAN PARILDAR
Okuma Süresi: 4 dk.
365 okunma

BURHAN PARILDAR
gztburhan@gmail.com -
BİR GÜN 800 BİN LİRA BİR GÜN LİNÇ KARDEŞLİĞİMİZ NEREDE?
Merhaba kıymetli okuyucularım,
Çok değil, belki birkaç ay önce Yozgat’tan Diyarbakır’ın Ergani ilçesine gelen Fikret Bolat’ın biçerdöveri yanarak kullanılamaz hale geldi. Borcu olduğunu ve zor durumda kaldığını duyan köy halkı, kendi arasında yaklaşık 800 bin TL toplayarak Fikret Bolat’a teslim etti.
O gün hep birlikte gururlandık.
“Yaşasın Kürt-Türk kardeşliği” dedik. Dayanışmayı alkışladık, ayrışmayı reddettik. Çünkü bir insanın zor zamanında yanında olmak; kimliğine, memleketine, diline bakmadan elinden tutmak, bu toprakların en güzel taraflarından biridir.
Peki bugün ne oldu?
Şırnak’tan Zonguldak’a mevsimlik işçi olarak giden bir aile, yaşanan bir olayın ardından ırkçılığı, hakareti ve insanlık sınırlarını aşan bir linç girişiminin hedefi oldu.
Şimdi sormak gerekiyor:
Bu mudur kardeşçe yaşamak?
Bu mudur insanlık?
Bu mudur Müslümanlık?
Bir tarafta, başka bir şehirden gelen emekçinin derdini kendi derdi bilen ve 800 bin lira toplayıp yardım eden insanlar…
Diğer tarafta ise yalnızca memleketi, kimliği veya mensubiyeti üzerinden hedef haline getirilen bir aile.
İki olay arasındaki fark, aslında bize çok önemli bir şey söylüyor:
Kardeşlik, güzel sözlerle değil; zor zamanda gösterilen tavırla ölçülür.
Bugün asıl sormamız gereken bir başka soru daha var:
Kim tepki gösterdi?
Kim o mazlum ailenin yanında durdu?
Kim onları linç edilmekten kurtarmak için elini taşın altına koydu?
Kim “Yeter artık, insanlık burada başlıyor” diyebildi?
Elbette bu soruları sorarken bütün Zonguldak halkını veya bütün bir toplumu yaşanan olaydan sorumlu tutamayız. Bir grubun ya da birkaç kişinin yaptığı yanlış, milyonlarca insanın üzerine yüklenemez. Tıpkı bir kişinin yaptığı iyiliğin bütün bir topluma mal edilemeyeceği gibi…
Ama sessiz kalmak da doğru değildir.
Çünkü bugün Şırnak’tan gelen bir aile hedef olur, yarın başka bir şehirden gelen başka bir aile…
Bugün Kürt-Türk ayrımı üzerinden konuşulur, yarın başka bir kimlik üzerinden…
Bizim ihtiyacımız olan şey birbirimizi suçlamak değil, birbirimizin yarasını sarmaktır.
Bu ülkenin insanları yüzyıllardır aynı sokaklarda, aynı pazarlarda, aynı tarlalarda, aynı fabrikalarda yan yana yaşıyor.
Aynı ekmeği bölüşüyor.
Aynı acıda ağlıyor, aynı sevinçte gülüyor.
O halde neden birbirimize düşmanlık üretelim?
Bizim ayrıştırılmaya değil, birleştirilmeye ihtiyacımız var.
Bir Yozgatlı emekçinin yardımına koşan Diyarbakırlı insanın gösterdiği kardeşlik ne kadar gerçekse, Zonguldak’ta haksızlığa uğrayan Şırnaklı bir ailenin yanında durmak da o kadar gerçektir.
Kardeşlik, yalnızca bizimkine yapılan iyilikte ortaya çıkmaz.
Kardeşlik, bize benzemeyenin başına gelen haksızlık karşısında da “Ben bunun karşısındayım” diyebilmektir.
Gelin, Fikret Bolat’a uzatılan o eli unutmayalım.
Ama Zonguldak’ta linç edilmeye çalışılan aileyi de unutmayalım.
Çünkü bu ülkenin ihtiyacı olan şey yeni duvarlar örmek değil, var olan duvarları yıkmaktır.
Irkçılığa, nefrete, linçe ve ayrımcılığa karşı hep birlikte durmadığımız sürece “kardeşlik” sadece güzel bir söz olarak kalır.
Ve son olarak hep birlikte kendimize soralım:
Biz gerçekten kardeşçe yaşamak mı istiyoruz, yoksa yalnızca işimize geldiğinde mi kardeşlikten söz ediyoruz?
Cevabı hepimizin vicdanında…
Yorumlar (0)