04 Eylül 2026 - Cuma
Gaziantep’in Sessiz Çığlığı ve Eylül’ün Getirdiği Hesap Zamanı
Şimdi oturun ve kendinize şu soruyu sorun: Bir şehir düşünün, sanayisiyle, gastronomisiyle, ihracat rekorlarıyla övüneceksiniz ama o şehrin sokağına indiğinizde hayat insanı nefessiz bırakacak.
Yazar - KARAGEÇİLİ İBRAHİM YILDIZ
Okuma Süresi: 3 dk.
116 okunma

KARAGEÇİLİ İBRAHİM YILDIZ
mykaragecili@gmail.com - +90 542 785 60 00
Gaziantep’in Sessiz Çığlığı
ve Eylül’ün Getirdiği Hesap Zamanı
Şimdi oturun ve kendinize şu soruyu sorun: Bir şehir düşünün, sanayisiyle, gastronomisiyle, ihracat rekorlarıyla övüneceksiniz ama o şehrin sokağına indiğinizde hayat insanı nefessiz bırakacak. Nereden mi bahsediyorum? Tabii ki Gaziantep’ten...
Bakın, Antep bugün Türkiye’nin aynasıdır. Ama o aynadaki görüntü her geçen gün daha da bulanıklaşıyor. Geçen gün sokaktaki adama kulak veriyorsunuz, dert bir değil ki! Bir yanda fırlayan kiralar, astronomik ev fiyatları... Asgari ücretle çalışan adamı bırakın, orta halli bir memurun dahi başını sokacak ev bulamadığı bir barınma krizinden bahsediyoruz. Mutfak enflasyonunu zaten geçtim; Bakırcılar Çarşısı’nın esnafı da kan ağlıyor, sanayide çarkı döndürmeye çalışan işçi de...
Peki, sorun sadece ekonomik mi? Keşke! Şehirde trafik tam bir keşat. Organize Sanayi yoluna girin bakalım, mesai saatinde oradan sağ salim ve sinir krizine girmeden çıkabiliyor musunuz? Üstüne bir de adliyelere bakın. İcra daireleri tıkım tıkım, tahliye davaları patlamış durumda, alacağını tahsil edemeyen sanayici icra kapılarında. İnsanlar birbirine güvenini kaybetmiş, mahkeme koridorlarında adalet arıyor. Kimse kusura bakmasın ama bu gidişat sürdürülebilir bir gidişat değil...
İşte tam da bu karmaşanın ortasında takvimler Eylül’ü gösterdi...
Sahi, nedir bu Eylül? Neden her yıl Eylül geldiğinde içimize hafif bir hüzün oturur da aynı zamanda bir toparlanma ihtiyacı duyarız? Çünkü Eylül, gerçeklerle yüzleşme ayıdır. Yazın o rehaveti, tatil havası, “aman yarın bakarız” vurdumduymazlığı bitti. Eylül, sosyolojik olarak yılın asıl başlangıcıdır. Okullar açılır, adli tatil biter, şehirler kendi rutin sıkıntılarının kucağına geri döner...
Eylül Süryanice’de “hasat” demek, toplamak demek. Bütün bir yıl ne ektiysen onu topladığın ay. Şimdi hem Antep’i yönetenlerin hem de bu ülkenin idarecilerinin şapkalarını önlerine koyup düşünme vakti: Biz ne ektik ki ne biçiyoruz?
Vatandaşı kiralar altında ezdiren, trafiği kilitleyen, adliyeleri kilitlenen uyuşmazlıklara boğan bu tabloyu sadece izleyecek misiniz, yoksa bu Eylül’ü bir milat yapıp ne zaman neşteri vuracaksınız?
Çünkü milletin artık laf salatasına değil, somut çözümlere ihtiyacı var. Yaparsanız ne ala; yapmazsanız, bu halk ilk önünüze konan sandıkta o ektiklerinizi önünüze öyle bir koyar ki, neye uğradığınızı şaşırırsınız.
Benden söylemesi...
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları