09 Eylül 2026 - Çarşamba
DÜNYA SÎYASETEN KAMPLAŞIYOR ANKARA NEREYE SAVRULUYOR?
SEVGİLİ dostlarım, ekranları açıyorsunuz, gazeteleri elinize alıyorsunuz, süslü laflar, iddialı manşetler havalarda uçuşuyor…
Yazar - KARAGEÇİLİ İBRAHİM YILDIZ
Okuma Süresi: 5 dk.
110 okunma

KARAGEÇİLİ İBRAHİM YILDIZ
mykaragecili@gmail.com - +90 542 785 60 00
DÜNYA SÎYASETEN KAMPLAŞIYOR
ANKARA NEREYE SAVRULUYOR?
SEVGİLİ dostlarım, ekranları açıyorsunuz, gazeteleri elinize alıyorsunuz, süslü laflar, iddialı manşetler havalarda uçuşuyor…
“Yeni Dünya Düzeni”, “Globalleşme”, “Çok kutuplu dünya”, “Tedarik zincirleri”, “Stratejik hamleler”…
Yani akıllarınca bize bir hikâye anlatıyorlar! Süslü kavramların arkasına saklanıp, dünyada ve ülkemizde ne olup bittiğini kavramamızı engellemeye çalışılıyor.
Peki kazın ayağı gerçekten öyle mi?
Gelin bu meseleyi, yani şu meşhur “Dünya siyaseten birleşiyor mu, yoksa parçalanıyor mu?” sorusunu ve bu hengamede Türkiye’nin sürüklendiği yeri kafa karıştırmadan, apaçık bir dille masaya yatıralım. Eskiye dönün bir bakın…
Daha dün gibi hatırlarsınız. Bir zamanlar ne derlerdi? “Dünya dev bir köy oluyor, sınırlar kalkıyor, gümrükler tarih oluyor, herkes birbiriyle kucaklaşıyor…” O şatolu, parıltılı masallar artık tamamen bitti, tarih oldu! Bugün dünyada yaşanan şey açık ve net bir küçülme, içe kapanma ve acımasız bir kamplaşma sürecidir. Bir tarafta ABD ve onun arkasına dizilen Batılı müttefikler… Diğer tarafta Çin, Rusya ve onların etrafında toplanan yeni güç blokları. Eski “tek merkezli” küreselleşme yalanı bitti; yerini “Herkes kendi adamıyla iş yapsın, düşmanına muhtaç olmasın” anlayışı aldı. Bugün Batılı devler, üretimi en ucuz yere değil, en "güvenilir" dedikleri kendi müttefiklerine kaydırıyor. Çin kendi kapılarını kapatıyor, Rusya yaptırımlarla boğuşurken kendi eksenini kurmaya çalışıyor.
Yani dünya küreselleşmiyor, aksine gücü yeten yetene bölünerek yeniden gruplaşıyor! Şimdi gelelim madalyonun bizi ilgilendiren öbür tarafına… Peki, bizim devletimiz bu vahşi tablonun neresinde duruyor? Bizim yönetenler ne yapıyor?
İşte asıl trajikomik ve bir o kadar da üzücü durum burada başlıyor. Ankara sanıyor ki, biz coğrafi olarak köprü konumundayız ya, herkes bize mecbur! Biz bir gün Batı’ya göz kırparız, ertesi gün Doğu’ya selam çakarız, arada da “Denge politikası gütüyoruz” diye ekranlarda caka satarız… Ama gerçekler öyle televizyon kanallarında ambalajlandığı gibi süslü değil sevgili dostlarım. Dünyadaki bu yeni ve sert kamplaşmada, ayakta kalmak için güvenilir bir liman olmanız gerekir. Kuralları işleyen, yargısı bağımsız, ekonomisi öngörülebilir bir devlet olmanız gerekir ki, o kaçışan sermaye, o yeni yatırımlar sizin ülkenize gelsin.
Bizde ise durum ortada… Böyle bir tabloda siz dış politikada sabah başka, akşam başka konuştuğunuz zaman; ne Batı bloğu size tam güveniyor, ne de Doğu! "Onunla da dostuz, bununla da müttefikiz" derken, günün sonunda her iki taraftan da dışlanan, masada fikri sorulmayan bir konuma düşüyorsunuz.
Sermaye gelmiyor, güven kayboluyor, hatta bizden de Mısır ve Afrikaya sermaye göçü oluyor. Olan yine bu milletin cebine ve geleceğine oluyor.Dünya elbette tamamen birbirinden kopamaz. Dijital sistemler, internet, ticaret bir şekilde kendi yolunu bulur, akar gider.
Ama siyaseten, hukuken ve askeri olarak dünya artık eski dünya değil. Herkes kılıçları çekti, herkes kendi kalesini tahkim ediyor, kendi saflarını sıklaştırıyor. Böyle fırtınalı bir dönemde, şahsi hırs hesapları ile veya gündelik iç politika malzemeleriyle dış politika yürütülemez.
Bizim yapmamız gereken şey son derece bellidir:
Macaristan'dan Çin'e, oradan Amerika'ya savrulan gözü kapalı maceracılığı derhal bırakmak… Ve yeniden Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine, yani devlet aklına, adaletli yönetime ve diplomatik ciddiyete vede tam demokratik Cumhuriyete derhal ulaşılmalıdır. Aksi takdirde bu yeni ve acımasız dünya düzeninde ortada kalırız, savruluruz… Ve her zamanki gibi bu yanlışların faturasını yine yoksul vatandaşa, bu ülkenin namuslu insanlarına ödetirler!
Ben üzerime düşeni yapıp, vicdani gerçek düşüncelerimi ve öngürülerimi yazmakla yükümlüyüm, gerisini varın siz düşünün…
Esen kalın dostlarım...
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları